Melisin anne olma hikayesi

Hep derdim ki ne kadar abartıyor şu yeni nesil anneliği? Eskiler 3 er 5 er doğururlarmış,

Tek başlarına, kimseden destek almadan bir evin içinde sendrom nedir bilmeden.

Ama şimdi herşeyi abartarak yaşıyoruz acıyı da sevinci de derken…

İlk görüşte aşık olup Starbucks’ta tanıştığım adamla evlendim ben. Her anımız masal gibiydi,

Çünkü ruh ikizimi bulmuştum adeta. Siz hiç gül reçeli seven erkek gördünüz mü?

Ya da hunharca yemek yemek isterken kilo alacaksın ama diye şekle önem verdiğini göstermeyen,

Sizinle oturup keyifle yemek yiyen, sizi yargılamadan her koşulda ve her halinizle seven. İşte benim böyle bir eşim var. Ben 2002 de geçirdiğim bir kaza sonucu kalıcı bir hasarla hızlı yürüme ve koşma yetimi kaybettim. Doktorlara göre aksayarak yürüsemde aslında yürüyebilmem bile bir mucizeymiş. Ne tuhaf bir şey değil mi mucize eseri hayattasınız ve şu hayatta aldığınız her nefes bile bir mucize. Gelgelelim ne zaman iki yılı devirdik, bol bol gezip eğlendik evliliğimizde, sonrasında artık çocuk sahibi olma düşüncesi ikimizi de sardı. Çok istiyordum evet ama endişelerim vardı. Yüzde 52 engelli bir birey olarak kendimi bile zor taşırken acaba karnımda bir bebekle nasıl yürüyecektim? Hadi yürüyorum diyelim peki kaza sonrası oluşan kalça deformasyonlarından ötürü bebek sağlıklı büyüyebilecek miydi? Hadi büyüdü diyelim, peki ya doğum nasıl olacaktı.Yıllar önce ortopedi doktorum beni uyarmıştı sen normal doğum yapamazsın diye. Annemi tembihlemişti taa o zamandan aman kızınız unutursa sizin aklınızda olsun normal doğurmaya kalkmasın bebek sakat doğar diye. Bu riskleri göze alarak anne olabilecek miydim peki?

Evet olacaktım. Nasıl benim bu hayatta olmam annem için bir mucize ise, bende kendi mucizemi yaşatacaktım kararlıydım. Ve sonunda yine güzel bir yurtdışı tatili bize bahane oldu ve dönüşünde yaptırdığım kan testi ile tamamen hayatımın başka bir boyuta taşınacağının sinyallerini aldım evrenden. O çocuk ruhlu Melis bir anda öhöm öhöm deyip arkasına yaslandı ve derin bir nefes aldı. Artık büyüdün ve anne oluyorsun ciddi olman lazım dedim kendi kendime nasıl becereceksem artık. Sonrasında macera dolu bir 8 ay bizi bekliyordu. Ben bu arada çalışıyor, işe gitmeye devam ediyordum ama performansımda kaygıyla beraber heyecanda hissettiğimden belirgin bir azalma görülmüştü. Doktorumunda uyarılarıyla kendimi yormamaya çalışıyordum. 5. Aya geldiğimizde yapılan üçlü testimin sonucunun çok yüksek çıkmasından ötürü doktorum beni sorunlu gebeliklerde daha iyi olan iki prof dr a yönlendirdi. İlki değerlerimin normal olmadığını bebeğin yada benim ölme ihtimalimizin olduğunu, bebeğin tekmelerini 2 saatten fazla hissetmezsem hemen gelmem gerektiğini ve gebeliği sonlandırması gerektiğini, aksi takdirde bebek içerde öldüğünden beni de zehirleyebileceğini ve önemli olanın annenin sağlığı olduğunu….. sonrasında derin bir sessizlik oldu. Daha doğrusu ben artık duymamaya başlamıştım. Annem endişeyle sorular soruyordu, eşimde aynı şekilde ama ben bir şey duymuyordum. Kısa süreli bir şok yaşadığımı tahmin ediyorum çünkü sonrasını hatırlamıyorum. Hatırladığım muayenehaneden çıktıktan sonra bağıra bağıra ağladığımdı. Susturamıyordum kendimi, eşim elimi tutuyor bana sarılıyor beni sakinleştirmeye çalıştığını zannederken onun üzüntüsü ve gözyaşlarıyla ben daha çok ağlıyordum. Ben, annem ve eşim uzun bir süre ağladık ve aramızda en çabuk toparlayan annem oldu ve benim şu an sağlıklı düşünemeyeceğimi ve gebeliğimdeki riskten ötürü bebeği aldırmamız gerektiğini söyledi. Ama ben nasıl kıyabilirdim ki içimde atan minicik kalbi durdurmaya?Annemin endişesi de beni kaybetmekti pek tabi. Ama derler ya ben yanarım yavruma, yavrum yanar yavrusuna. Yapamadım… Başka doktorlara gitmek istedim. Belki biri benim duymak isteyeceğim şeyi söyler de rahatlarım diye düşündüm. 7.aya kadar bu can sıkıntısıyla nasıl çalıştığımı bilmeden, kimseye acımı belli etmeden devam ettim. Yine önerilen bir doktor buldum ve onu da denemek istedim. Ve düğümü koparan o doktorla tanıştım. Kendini geliştirmiş, modern tıbbın gerisinde kalmamış, teknolojiye hakimiyetiyle eski deneyimli doktorları geride bırakmış idealist bir doktordu tanıştığım ve içimden gelen sesin aynısını yüzüme söyledi. Sende iyisin bebekte çok iyi ama bu sonuçlar normal değil. Doğumdan sonra bunun üzerine düşelim. Şimdi sadece tadını çıkar bu dönemin ve mutlu olmaya çalış, kendini üzme…

İyi de ne kalmıştı ki şurada doğuma. Mutlu olmaya çalışayım ama hani hamilelikte annenin hissettiklerini bebekte hissederdi. Hani bol bol müzik dinletip sakin bir bebek olsun diye hep gülecektim, hiç ağlamayacaktım! Yaptım biliyor musunuz? Evet yaptım. Kimseyi duymadım, dinlemedim. 32. Haftada doğum iznine ayrıldıktan sonra bol bol kitap okudum ve müzik dinlettim bebeğime. Doktor oğlum olacağını söylediğinde bir tuhaf olmuştum çünkü çevremde kardeşlerimde kızdı hep. Erkek çocuk tuhaf geldi önce. Nerden bilebilirdim ki doğduktan sonra bu kadar sevip, her yerde, markette, alışverişte, gezmede en yakın arkadaşım olabileceğini? Öyle de oldu. Şu an iki buçuk yaşını doldurdu ve benim en iyi arkadaşım ve çokta merhametli bir abi oldu. Çünkü ben Keremin doğumuyla o sihrin tadına bakmış bir deli olarak ikinci çocuğun hemen planlarını yapmaya başlamıştım bile çoktan. Çünkü annelik bu hayatta bir kadının başına gelen en güzel delilikti bir arkadaşımın tabiriyle. Annelik mutluluk hormonlarının birleşimiydi ve acıdan bile zevk alabilmekti.

Benim yaşadığım yaşadığım iki sezaryen doğumla vücudumun aldığı tahribatları geri toparlayabilmem için belki zamana ihtiyacım var evet ama sahip olduğum bir kız bir erkek iki mucizemle sadece kendime daha iyi bakmaya ve onların yanında dimdik durmaya ihtiyacım var.

Ee peki nerden geldi bu rahat annelik derseniz? Çok sakin bebeklerim oldu benim. Fazla ağlamayan, bol bol uyuyan, güzel beslenen, herşeyi yiyen, çok sık hasta olmayan, ilaç kullanmayan, toplum içinde nasıl davranması gerektiğini bilen, aşırı hareketlerde bulunup beni mahçup etmeyen, genel olarak mutlu, anneye babaya bağlı, kardeşi seven, güzel çocuklarım var benim. Nedeni de benim rahatlığım… düştüğünde endişelenmedim, çöpünü kendi atmasına izin verdim, yemeğini kendi kendine yedirdim. Kalabalık bir yere gittiğimizde elini sıkı sıkı tutmadım, yapma yasak demedim, kendi kendine yapmasın istedim, yanlışları öğrettim, doğruları gösterdim, yanlış yapınca söyledim, düzeltmesi için şans verdim, saygıyı öğrettim, terbiyeyi öğrettim. Ve bu zamana kadar öğretebildiğim en iyi şeyde sevgiydi. Toprağı, yeşili, hayvanları sevmeyi öğrettim. Az ile yetinmeyi öğrettim. Herşeye sahip olamayacağını ve bazı güzel şeylerin bir zamanı olduğunu öğrettim. Beklemeyi, sabretmeyi öğrettim. Elimden geldiğince kendi ayakları üzerinde durmaları niyetindeyim çünkü. Ondan bu çabam acelem. Ölümün eşiğine gelmiş bir insanın hayatta kalabileceği zamanı kestirememesinden kaynaklı bir acele olabilir belki. Ya bana bir şey olursa ve tek başlarına kalırlarsa fikri belki. Belki biraz uzun oldu sıkıldınız ama hayatımın annelik bölümünün en kısa en yalın hali bu oldu sanırım. Gerisi yaşanmışlıklarımdan ibaret…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir