Rahattanne İzmir, Foça, Çeşme ve Yunan adalarında

Yıl 2014 aylardan Ağustos sonu Eylülün başı ve Keremionun tohumlarının atıldığı o efsane tatil…

Yıllık izne çıkmışım, Emre de tatile göre ayarlamış işlerini, bir de süpriz canım kardeşim ve kuzenlerle keyifli bir tur yaptık. Önce biz önden İzmir’i gezelim dedik ve 3 günümüzü İzmir’e ayırdık.

1901 yılında inşa edilen 82 mt yüksekliğindeki İzmir’in sembolü saat kulesinden başladık, sonra biri diğerinden 58 mt yükseklikte olan Mithatpaşa Caddesi ile Şehit Nihatbey caddesi doğrultusunda çalışan ikili tarihi asansörle devam ettik. Sonra Kemeraltı çarşısına daldık, meşhur dibek kahvesini yudumladık, Konak meydanında gezdik ve en son Kordon boyu yaptık. Her köşe başında para atılarak kiralanan bisiklet duraklarına bisikletçi bir aile olarak bayıldık.

Kafamızın 5 mt üzerinden geçen helikopterle de anı fotosu çekilmesek olmazdı.

Sahil boyu dizilmiş mekanlar adeta yarış halindelerdi. Sabah kahvaltımızı bu mekanlardan birinde serpme kahvaltı olarak yaptık, öğlen yemeğimizde tabi ki Kumru oldu. Sonrasında meraktan tattığım Boyoz, beni hayal kırıklığına uğrattı ne yazık ki. Milföy hamuruna biraz yağ sürüp çıkarmışsın gibi birşey kusura bakmasın İzmirliler🌿

Akşamda kendimizi Alsancakta Gazi Kadınlar sokağına attık. Ara sokaklarındaki sayısız gece klübü İzmir gecelerinin ne kadar renkli olduğunun simgesi adeta. Bizde gelmişken bi 80ler 90lar yapalım dedik

Ertesi gün soluğu adını akdeniz foklarından alan harika bir tatil kasabası olan Foça da aldık. Eski Foça ve Yeni Foça diye ayrılmış zamanında ve nüfusu yalnızca 32.000. Beni etkileyen Eski Foça, çünkü tarihi dokusunu kaybetmemiş minik evler renkli kapılar, tarihi dokular aynı duruyor. Yeni Foça biraz daha yeni mimariyle dizilmiş hiçbir sanatsal niteliği bulunmayan betonarme evlerden ibaret. Gelin Eski Foçaya, Bitez dondurması yiyin önce bir serinleyin sonra Rumlardan kalma evlerinin ara sokaklarında, çarşılarında bir kaybolun. Korkmayın nerede olursanız olun denize doğru çıktığınızda yönünüzü tekrar bulacaksınız. Bir balıkçıda balık keyfi yapmanın tam yeri.

Güneşin batışını da alın denizi önünüze ve Homerosunda etkilendiği kadar haklı olduğu Siren kayalıklarından izleyin. Rivayete göre Siren kayalıkları çıkarttığı ıslığa benzer seslerle çok etkileyiciymiş. Ayrıca nesli tükenmekte olan Akdeniz Foklarının da yaşam alanı olduğundan koruma bölgesi ilan edilmiş.

Sonra hadi artık diyoruz ve Çeşmeye doğru yola koyuluyoruz. Yaklaşık 4 saat süren otobüs yolculuğundan sonra malum iki kişi olduğumuzdan tek bavulumuzu Çeşme marinaya 50 mt mesafedeki otelimize bırakıyoruz ve Yunan adalarından önce 3 günümüzü de Çeşmeye ayırıyoruz.

İlk durak Aya yorgi koyu tabi ki. Bodrumun soğuk sularından sonra Çeşme’ye de bir not vermem lazım diyorum ve gidiyoruz Sole&Mare ye. Eylüle girmiş olmamıza rağmen bir akdenizli olarak deniz soğuk geliyor evet. Ama tertemiz, berrak hiç bozulmamış.

Birgünümüzü Ayayorgide geçirip akşam kendimizi Alaçatının sokaklarına atıyoruz.

Değirmenler karşılıyor bizi, sonrasında daracık sokaklara dizilmiş bir sürü butik, kafe, restoran, otel. Ama hepsi en fazla iki kat. Yüksek yapı yasak. Sokakları sakızlı türk kahvesi kokuyor adeta, insanlar keyifle geziyor. Tüm yıl boyunca esen rüzgarıyla sörfçülerin uğrak mekanı olan Alaçatı son 10 yılda onlar sayesinde daha da popüler hale geldi. Artık yaz kış aktif turist alan bir bölge diyebiliriz.

Ertesi gün yine Ayayorgi de Kafe Pi Beach Club ta geçirip günümüzü akşamına Çeşme Kalesinin yanıbaşındaki Çeşme Marinadaydık. Birbirinden ünlü markaların ve restoranların olduğu Marina her türlü aktivitesiyle gelen misafirlerine çok farklı alternatifler sunuyor.

Ertesi gün Çeşme Yat turu ile koyları gezdik. İlk durağımız Mavi koy diğer bir adıyla Akvaryum koyu oldu. Eşek Adasının hemen batısındaki bu koy, turkucaz renkli berrak suyuyla ve gözlükle 20 mt mesafeye kadar net görüşe sahip bu koya giriş sadece tekneyle olduğundan tertemizdi. Sonraki durağımız, eski adıyla Goni olarak bilinen ve misafirperver eşekleriyle ünlü Çeşmeye 1 saat mesafedeki Eşek adası oldu. Adada eşeklerden başka yaban domuzu ve tavşanlarıda görmeniz mümkün. Yine bu ada da tekne turu dışında özellikle gece kamp için misafir almamakta. Turun son durağı yatak odası olarak tabir edilen dalgıçların en sevdiği yer olan Makri Adası. Böyle anılmasının nedeni duvar renginin kırmızı zemininin beyaz kumlarla örtülü muhteşem bir sualtı mağarasına sahip olmasıdır. Adada koy olmadığından tekne adanın rüzgar almayan güneydoğu tarafına demirliyor ve bu sayede kendinizi açık denizde yüzüyor gibi hissediyorsunuz.

Ertesi gün sabah erkenden otelden ayrılıp bavullarımızla yürüme mesafesinde olan Çeşme Marinaya doğru yola koyulduk. Gemimiz çoktan limana demirlemiş bizi bekliyordu. Vizesiz bir seyahat seçeneği olmasına rağmen yine de pasaport gerekiyordu ama şuan belki pasaporta gerek olmadan sadece yeni kimliklerle de giriş yapılabiliyordur. Toplam 237 kabiniyle 1274 kişiye kadar yolcu alma kapasitesine sahip 8 katlı 174mt uzunluğundaki gemi de herşey mevcut.

İlk durağımız akşam Mykonos kasabası beyaz renkli dar sokakları ve küp seklindeki evleriyle en çok ziyaret edilen ve en pahalı Yunan Adası`dır. Adanın asıl müdavimlerini dünya jet sosyetesi oluşturur.  Yunanistan`ın en gösterişli adalarından biri olan Mykonos 1615 yılında kurulmuş. Kumsallarıyla ünlü olan bu Ada`nın en iyi kumsalı güney kıyısında yer alıyor. Mykonos kasabasından 4 kilometre mesafede olan bu kumsalın adi Platis Gialos. Arkasında otel ve restaurantlarin yer aldığı bu kumsal adanın başlıca plajı. Mykonos; daracık sokakları, beyaz evleri, yollara taşmış pembe, beyaz çiçekleri ile bir Ege klasiği. En sıra dışı özelliği ise Ada`da yer alan Çıplaklar Kampı. Adanın diğer bir adı da Özgürlükler adası. Çünkü burda her çeşit insan görmeniz mümkün ve kimse kimseye karışmıyor. Yolda iki gayi öpüşürken görmeniz kuvvetle muhtemel.

Gece Mykonosta demirleyip sabaha karşı yola çıkıyoruz ve sonraki durağımız Santorini. Siyah kum sahillerinin yukarısında volkanik kayalara tutunan beyaz köyleriyle ünlü Santorini Adası, ismini 13. Yüzyılda Azize Irene`ye atfen almış. Adanın heryerinde fotoğraflarınu ve magnetlerini görmeniz mümkün. Ada`daki en önemli yerler Akrotiri, Antik Thira, Fira ve Oia bölgeleri. Adanın merkezi olan Fira, 1956 depreminden sonra yeniden kuruldu. Harika bir manzaraya sahip olan bu merkez, küçük liman Skala Fira`ya 580 basamak uzaklıkta. Bu limana teleferik veya basamaklar üzerinden katırla ulaşmak mümkün. Adanın üçüncü büyük limanı olan Oia depremden sonra geleneksel bir yerleşim birimi halini almış. Neo-klasik malikânelerle çevrili Oia gizemli olarak kabul ediliyormuş. En çok hoşuma giden Oia köyü oldu gerçekten kiliselerinin mavi tek tip olan kubbeleriyle denize doğru bir dağın eteğine kurulmuş harika mimariye sahip bir yerleşim yeri.

Keremin tohumlarının atıldığı Santorinide habersizce Emrenin ve benim karnımı tutmamızda bambaşka bir anı oldu.

Mykonos’a göre biraz daha küçük olan Santorini’de denize girmek için gidebileceğiniz en farklı yer volkanik kum ve kayalardan oluşmuş Red Beach. Plaja ulaşmak pek kolay olmasa da gittiğiniz zaman karışınıza çıkacak olan mazara pek fazla alışagelmiş bir türden değil ve sizi kendine hayran bırakıyor. Buraya araba kiralayarak ulaşıp günümüzü burada sonlandırdık. Akabinde tekrar gemiye binip akşam yemeği ve sınırsız içki seçeneğinden faydalandık ve ertesi gün gözümüzü Pire limanında açtık. Pire, başkent Atina`nın şirin bir limanı, küçük otelleri sevimli görünümü ile güzel bir kenttir. Eski Yunan Medeniyetlerinin en güçlü sembolü Pantheon, Akropolis`in üzerinde yer alır. Daha aşağıda tavernalar ve alışveriş merkezlerinin bulunduğu Plaka`da günün ve gecenin ritmini yakalamak mümkündür. Ben Akropolise çıkmadım ama çıkıp geldikten sonra merkezdeki kafelerde dinlenip yemek yiyebilecek kadar vaktiniz var.

Ama genel olarak gözlemlediğim ve uluslararası ilişkilerci olarak şunu söyleyebilirim ki Sipras’ın gelmesiyle ekonomimin iyiye gittiği söylenebilir artık. Öncesinde halkı mutsuz ve umutsuzdu ve tek gelir kaynakları turizmdi. Ama devlet başkanının değişimiyle olumlu yönde bir değişim rüzgarı esmekte olup mevcut kredi borçlarının da azalması söz konusu ve 2017 sonunda sermaye piyasasınada girmeyi hedefliyor.

Dönüştende bir kareyle ayyy ne çok konuştum diyorum ve bitirmek istiyorum. Daha da detay sormazsınız artık. Sevgiler ve bolca tatiller🙋🏼💕

Bu arada unutmadan Oia köyünde kiliseyi geçince sol kolunuzun üzerinde Dr Fish Spa yada uğrayıp bu manyak balıkların tüm ölü derinizi temizlemesine ve canlandırmasına izin verin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir